Guinness dünya rekorlarına 1975 yılında hayatı boyunca kemikleri en çok kırılan kişi olarak girilen evel knievel in kemikleri o yıla kadar toplam kaç kez kırılmıştır

35
286

Soru:Guinness dünya rekorlarına 1975 yılında hayatı boyunca kemikleri en çok kırılan kişi olarak girilen evel in kemikleri o yıla kadar toplam kaç kez kırılmıştır?

 

Cevap: 433

evel knievel: otobüslerin, hatta canlı köpekbalıklarının üzerinden atlamasıyla ünlenen knievel, 1974’te roketle hareket eden bir motosikletle, idaho’daki snake river kanyonu’nun üstünden atlayarak ikon haline geldi.

en bilinen başarısız gösterilerinden biriyse, las vegas’taki caesar’s palace kumarhanesindeki fıskiyelerin üstünden atlama çabasıydı. olaydan sonra knievel’ın 40’tan fazla kemiği kırıldı, 29 gün komada kaldı.

knievel, 70’lerin sonunda emekli olduğunda, yetkililer gerekli rampanın yapılmasına izin vermediği için büyük kanyon üstünden atlama rüyasını gerçekleştirememişti. mütevazı sporcu, “kahraman kelimesini sevmiyorum. sadece iyi bir motosikletçiyim, işini iyi yapan biriyim” demişti.

evel knievel, 69 yaşında akciğerlerindeki sorun nedeniyle öldü.

Guinness dünya rekorlarına 1975 yılında hayatı boyunca kemikleri en çok kırılan kişi olarak girilen evel knievel  in kemikleri o yıla kadar toplam kaç kez kırılmıştır
Kim milyoner olmak ister

#

35 YORUMLAR

  1. Tuncay Türkiye’de yapılan ekran yarışmalarında gençlere örnek teşkil edebilecek tek şampiyon olma özelliğini hala koruyor. Her ekran yarışmasında bir adet Tuncay olsa belki insanların ekran yarışmalarına olan ön yargısı kırılabilir, malum gerçekten çalışanın kazandığı nadir yarışmalardan biri olmuştu Ütopya.

    Distopyadan Ütopya Yaratan Mucize Tuncay Kes
    Hayal edebilenlerin paraya, yaratabilenlerin nesneye, düşünebilenlerin cevaplara ihtiyacı yoktur. Soru sorabilenler cevapları kendileri bulur. Tuncay Kes’in izleyende bıraktığı etki tam olarak bu.
    Seyirci 10 aydır, uzun saçları, bol sakalları, kulağında küpeleri, sırtında gitarı, boynunda fotoğraf makinesi ve çantasında kitapları ile kimi semtlerde Beyaz entelektüel bir genç, kimi semtlerde ise makul şüpheli zannedilecek birinin Beyaz değil halk entelektüeli; şüpheli değil, makul bir Anadolu genci olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor. Sevenleri ona kara oğlan, kara çocuk isimlerini takmış, yaşça daha büyük sevenleri ise kara kuzum diyerek bağırlarına basmış durumda.
    Evet Ütopya iddia edildiği gibi büyük bir sosyal deneyse şayet, bulgular bizi şu sonuca götürebilir; bugünkü konjonktürün halk nezdinde makul şüpheli yerine koymaya çalıştığı bir prototip son yıllarda halkın sempatisini kazanmış durumda, öyle ki Tuncay Kes’i korumak için oy gönderen halk, bir yandan da ona başta çok sevdiği felsefe kitapları olmak üzere birçok hediye yollayarak destek olmaya gayret gösteriyor.
    Sanırım baştan almakta fayda var. Acun dönemi tv8’inin ilk programlarından biri Ütopya. En büyük canlı sosyal deney iddiasıyla 21 Ekim günü birkaç temel ihtiyaçlarını yanlarına alıp girdikleri kulübede kendi ütopyalarını gerçekleştirme iddiası ve inancıyla dış dünyayı tamamen arkalarında bırakan yarışmacılar 10 aydır bu yenidünyalarının içinde yaşıyor. Üretim ve buradan elde edilen gelirle ütopyalarını gerçekleştirme üzerine kurulu format yarışmacılar tarafında kısa sürede BBG seviyesine indirilse de, her şeye rağmen yarışmayı ayakta tutan bir isim vardı: Tuncay Kes.
    Yunanca bir kavram ütopya. Eutopia ve Outopia sözcüklerinin sentezinden oluşuyor: Güzel yer ve Hiçbir yer. Hayal edilen ama asla gerçek olamayacak güzellikteki bir yeri, sistemi, düzeni tanımlıyor bize. Sözcüğün üzerine düşen görev hayli ağır anlayacağınız. Baştan olamayacağı kabulü ve ümitsizliği ile tanımlanıyor. Distopya ise sonradan kurulmuş bir sözcük. Kulağa ütopyanın antitezi gibi gelse de kötü düzen anlamı da içermekte. John Stuart Mill tarafından kullanılıyor ilk kez. Ütopya Yunanca kökenli bir sözcük olduğu için önüne Yunanca olumsuzluk eki ‘dis-‘ getirilmiş. Ancak dediğimiz gibi tamamiyle ütopyanın zıttı olarak düşünülmemeli. Varolan durumun bozulması, kötüleşmesi de distopik bir tanımda ifadesini bulabilir. Kaosun hüküm sürdüğü bir toplum düzeni içinde yaşananlar bize daha kötüsü olamaz dedirtirken hep daha kötüsüyle karşı karşıya kaldığımız sahneleri distopik film ve kitaplarda bulabiliriz. Kimileri içinse bugün bir distopya içinde yaşıyor olabiliriz.
    Tuncay Kes’i bir yarışmacı olmaktan çıkarıp bir figür haline getiren de distopya içinde ütopyasını kurması ve bunu sanatın diliyle yapmış olması. Yarışmacıların ister istemez gruplara bölünmesi, bu gruplardan birinin diğerine el öptürmek, üstünlüğünü kabul ettirmek üzere savaş açması, yeni gelen yarışmacıları taraf seçmediği takdirde bertaraf olmakla tehdit etmesi, yapılanları yapmamış, yapılmayanları ise yapılmış gibi gösterme üzerine kurulu karalama kampanyasından bozma bir politika izlemesi üretimi ve yaratıcılığı arka plana iterken gruplar arası savaşları ön plana çıkardı. Üreterek ütopyalarını gerçekleştirme yolunda adımlar atması gereken yarışmacılar bir güç ve ego mücadelesinin içinde buldular kendilerini. Tüm bunlar programa yeni seyirci getirmediği gibi var olan seyirci de bu kaostan yani distopyadan kaçmaktaydı. Zira halk gündelik hayatı içerisinde biat kültürüne yeteri kadar doymuştu.
    Gruplardan biri yönetilmeyi arzu eden, bir yola çıkabilmek ve o yolda yürüyebilmek için bir lidere ihtiyaç duyan ve sorgulamamayı tercih eden kişilerden oluşurken; diğeri yol arkadaşlığı etmeyi seven, akıl danışan fakat asla kendi aklından vazgeçmeyen kişilerden müteşekkildi. İkinci grupta her şey tartışılabilirdi, zira herkesin hala kendine ait bir fikri ve dahi sözcükleri vardı.
    Tüm bunlar olurken bir grup seyirci hala yarışmanın gerçek formatına yakışır görüntüler görme umuduyla ekran başındaydı. İşte tam da böyle bir zamanda bir isim spotlar altında kaldı.
    Yarışmanın formatına uygun bir şekilde üretimini yapıyor, buradan elde ettiği gelirle daha büyük üretimler için atağa geçiyordu. Bir ütopyası gerçekten vardı ve yarışma bittiğinde burada bir cennet yaratmış olacaktı, bu ışığı gören seyirciler onu takibe aldı.
    26 Ocak 1989 Mersin Tarsus doğumlu Tuncay Kes, uzun yol şoförü bir baba ile ev hanımı bir annenin 4 oğlundan 3.sü olarak dünyaya geldi.
    Yokluktan geliyor olması Tuncay’ın yaratıcılığını tetikleyen en büyük etken. Oyuncakları olmadığı için oturup çamurdan oyuncaklar yapıyor Tuncay. Çamurdan bir oyuncakla oynanamayacağını elbette o da biliyor ama mesele oyuncakla oynamak değil zaten; oyuncağın yapım aşaması oyunun ta kendisi. Babasıyla marangozhanede geçirdiği vakitler de onun yaratıcılığını tetikleyen bir başka etken. Öğrendiği ne varsa babasından ve dayısından öğrendiğini dile getiriyor sık sık. Çamurdan arabalar, tahtadan kılıçlar yapıyor. Kısacası yokluktan geliyor olmak Tuncay’ın laneti değil, adeta mucizesi oluyor.
    Okul dönemleri de aynı uğraşılarla geçiyor. Hazır nesnelerden hazzetmediği gibi hazır bilgilerden de hoşlanmıyor. Kitapları seviyor, ancak kitaplar hap cevaplar değil Tuncay için; yeni sorular sormanın bir aracı. Üniversiteye kadar nispeten daha kolay olan hayat, harç zamanları yeni bir soruya ve soruna dönüşüyor Tuncay için. Aile yardımı ile okuması bir parça mümkün elbet; ama kolay da değil. Başlıyor çalışmaya.
    Çalıştığı onca iş arasında en zorlandığı dönem fabrikada çalıştığı dönem oluyor. Üstelik yaptığı ağır işlere rağmen aldığı karşılık hayatını kolaylaştırmıyor. Bunun üzerine farklı yollar deniyor. Animatörlük de yapıyor, Mersin sahillerinde dondurmalı kavun da satıyor, bunu yaparken zabıtalardan da kaçıyor. Evet yanlış duymadınız, kavunlu dondurma değil, dondurmalı kavun. Kavunun içini yarıp dondurmayla doldurmak suretiyle elde edilen serin ve güzel bir tatlı.
    Yeri geliyor pasta tasarımcılığı yapıyor ama iş yerinde tarzına getirilen eleştirilerden dolayı yüksek kazançlı bu işi bırakıyor. Kendi olamadığı yerde para için durma ihtimali yok çünkü. Bugün Ütopya’da kendi olmasına giden süreç o zamanlarda şekilleniyor yani. Garsonluğa başlıyor, garsonluk yaptığı yerde gitar çalan çocuğa özenip kendi kendine gitar öğreniyor ve gitar çalıp şarkı söyleyeceği işlere geçiyor. Tüm bunları harç ve ev kirası için yapıyor belki ama kesinlikle zorla değil. Yapması gereken şeyi yaparken bunu eğlenceye dönüştürebiliyor, kendisini ifade edebildiği yerlerde olmaktan asla gocunmuyor.
    Arkadaşları Avustralya’ya göç etme fikriyle geldiğinde neden reddettiğini de şöyle açıklıyor Tuncay: Bu ülkenin okullarında okudum, bu ülkeye hizmet etmek görevim.
    Okulda derslerden kalan zamanlarda öğrenci kulüplerinde vakit geçiriyor. Dağcılık kulübü ile sayısız tırmanış gerçekleştiriyor. Sabrını ve mücadeleci yönünü bu tırmanışlarda pekiştirdiği düşünülebilir. Ayrıca üniversitede dağcılık üzerine seminerler de veriyor.
    Arkadaşları Tuncay’ı kampüs içinde fazla göremediklerini söylediğinde okula uğramayan bir tip olduğunu düşünebilirsiniz ama işin rengi bambaşka; Tuncay ilgisini çeken, kendisine faydası olabileceğini düşündüğü veya sadece merak ettiği her derse giriyor, her fakülteden her bölümden dersleri takip ediyor. Amfiler arasında mekik dokuyor. Geçebildiği dersleri tekrar alabilmek için bıraktığı da oluyor, zira ona göre her zaman daha iyisi olabilir. Tuncay kendi ifadesi ile üniversiteyi sömürüyor. Ders kaydını yaptıktan sonra okula uğramayan bir neslin içinde alışkın olmadığımız bir hikâye onunki. Tüm bu çabalar da not için değil; bilmek ve öğrenmek için sadece. Keşke bizler de üniversiteyi böyle eğitim amacıyla sömürsek.
    Ütopya canlı yayınını açtığınızda onu heykel yaparken, resim çizerken, kitap okurken yahut gazete haberi hazırlarken görebilirsiniz. Yarışma içerisinde henüz Tuncay’dan başka bir eser ortaya koyarak ütopyasını gerçekleştiren biri olmadı. Tuncay’ın kendini sanatla ifade edebilmesinin başlıca sebebi içerideki bu zihniyet savaşında özgür düşünce tarafında kalması oldu. Düşünüp yaratabiliyor ve nihayetinde bir eser ortaya koyuyor, çünkü biat etmiyor, hala serbestken düşünün demenin binbir farklı yolundan birini yaşıyor içeride.
    Tuncay bir kütüphane kurma fikrini dillendirdiğinde yarışmanın daha 2.ayındaydı yarışmacılar. Hemen gerçek olmadı bu fikri ancak o ütopyasını en başından belirlemişti, sadece inanmaya ve para kazanmaya ihtiyacı vardı. Gündelik tartışmaların, el öptürme ve biat etme distopyasının içinde yaratmaya ve üretmeye çalışan Tuncay’ın hayalinde bir sanat okulu kurmak vardı. Burada heykelden resme drama ve müziğe her şey olacak ve öğrenciler gelip burada eğitim alacaktı. Yarışmada tanıştığı arkadaşı Noyan’a fikrini anlattığında seyirciyi heyecanlandırmıştı. Kaosun içinde sanatı konuşturmak istemesi çok zor görünüyordu, ütopyanın sözlük anlamına uygun şekilde zor bir hedefti bu. Şubat ayında temellerini attığı sanat okulunda ilk dersini 18 Haziran’da verdi. Ütopyasını gerçekleştirmişti artık, öğrencilerine ders verdiği bir sanat okulu, adı: MuCiZeLeR Okulu
    Onu en çok sevindiren hediye kitap olduğu için hayranlarının sık sık gönderdiği hediye de kitaplar oldu ve okulun kütüphanesi giderek büyüdü. Tuncay’ın Mucizeler Okulu’ndaki kütüphanesi tv8’de görebileceğiniz en güzel şey olma özelliğini koruyor.
    İdealize edilmiş ve bugünün proje çocukları gibi yetiştirilmiş bir birey yok karşımızda. Kendisini yetiştirmiş ama öğrenmeye doyamayan bir genç var. Yokken hayal eden, tasarlayan, yapan, yapabilen bir genç. Zira bir çocuğun ihtiyacı olan şey pahalı kıyafetler, renkli oyuncaklar veya başından kalkmadığı bir bilgisayar değildir. Bir çocuğun ihtiyacı olan şey özgür düşünebilmek, eleştirel bakabilmek ve dolayısı ile yaratıcı düşünebilmektir. Tuncay bunların hepsini biraz biraz almışa benziyor. Nispeten rahat bir ortamda dünyaya gözlerini açan biri olarak Tuncay’ı takdir etmek, ona aferin demek belki haddime değil; fakat insana özgür düşünme, azim ve kararlılık fikri aşılayan bu adamı tebrik etmeme izin verin lütfen.
    Ne dersiniz, belki biraz örnek alsak, biraz karanlığın içindeki aydınlığı görebilsek feyz alabiliriz. Şu sıralar kitap yazmakla meşgul Tuncay. İçeriğini bilmemekle birlikte zorlu ama her şartta eğlenceli hayat öyküsünü anlatıyor olabilir mi acaba? Yokluktan da varlıktan da keyif almayı becerebilen ve her durumda kendi gibi değil bizzat kendi olup düşünen bu adamdan bir şeyler daha öğrenebilir miyiz dersiniz?

  2. Asım.Zaram.Arzum.Aygul um.Elam.Engın ve Ekrem bey hayırlı akşamlar.Nasılsınız

    • İyi akşamlar Serpilim. Çok şükür iyiyim sen nasılsın?
      Bende durumlar aynı. Bugün perşembeymiş. Daha dün pazartesiydi salı ve çarşamba nereye gitti dedim sabah uyanınca😣Gündemden bende habersizim. Akşam bez bebek izliyorum sadece. O da yemekten sonra tam benim yan gelip yatma saatime denk geldiği için😶

      • Ben tv ızleyemıyorum Arzum.Benım yerıme de ızle.Muhammed geldı.Yemek hazırladım.Yedı ve gıttı.Sımdı oturabıldım

  3. Ben çok ıyıyım prenseslerım.Okul.ev işi.yemek.mısafır derken hıç vakıt bulsmadım.Çok yogjn bır hafta geçırıyorum.Pazar gununden berı evde tv hıç açılmadı.Dunya gundemınden bıle habersızım.O derece vakıt sıkıntısı yasadım.Yorgunluktan 2 gun koltukta uyumuşum.Bende durumlar boyle sızler neler yapıyorsunuz?

  4. Tünaydın Serpilim😍😍çok sevindim ya senin yorumunu görünce. Sanki yıllar sonra görüşmüşüz gibi sevindim🙊 Nasılsın cancağazım? Ben iyiyim😶

    Tünaydın Aygül😶 burada da sadece kadınlar gelir görücü olarak😑 aslında uzun uzun yazacaktım da çok üşeniyorum ya şu an. Birazdan ya da akşam üşenmediğim bir an olursa yazarım artık😶 kürtesizlik ilginçmiş ya. Kürteli gördüğüm için hep hayal edemiyorum kürtesiz nasıl olduğunu😶 evet ağır ama bende kendi geleneğimiz diye seviyorum kürteyi. Hatta yeni gelinken evde giymek için de pombarhtan yapılmış hafif bitane vardı gittiğimiz yerde. Ona da göz dikmiştim😶 Peki gelini çörege çağırmak var mı sizde?

  5. Tekrardan günaydin az şekerli kiz🙈
    Afiyet olsun yediklerin icin😊 evit bildugimiz anakom sup dedigim..4n1k yi izlemiyorum okumadimda …kurte yomutlar giymiyolar..burda tekeye varan yomutlar oglan tarafi istiyo diye giyiyolar ama ben giymicem ..yomutlar gelinlik giyerler ama abarti degil elbise denilecek kadar sade giyiyolar renkleride degisiyo acik pudra gok mavisi turuncuya yakin bi renk yani degisiyo ..bikere komsu kizimiz kirmizi tylky giymisti degisik olcam diye ama bk oldu 🙈 benimde ilk kriterim kurte giymemekti ilk neden ben kendi dabimi yapmak istiyorum ikincisi cok agir ben bu konuyo başimden once yengesiyle konustum ilk zamanlarda o da evet cvbini almak icin gecistirip hallederis dedi bende basimle ilk baslarda konustugumuzda actim konuyu oda benim icin hicbisey fark etmez dedi..4 tane eltim var 😂😂hepside kurte giydiler tabikide onlar giyip ben giymessem insan bişey olur ama ben kendi dugunumde kendi istegime gore yapicam eger kalpten başim isteseydi ben kendi istegimden vazgecer giyerdim kurteyi ..ama onun icin fark etmiyo bende kadinlar laf etmesin diye kendi istegimden vazgecmicem ..bu bizim dugunumuz biz ne isyiyosak nasil istiyosak oyle olacak..neyse boyle yani …ama bizde guda geldiginde sadee kadinlar gelirdi tekelerde erkeklerde geliyomus basimin abileri gelmisti bu hosuma gitmisti 😆

    • Prenseslerım hepınızı çok sevıyorum.Okuldayım.Bu hafta çok yogun geçıyor.Sızlerı çok ozluyorum.Sızlerı ıhmal ettıgım ıçın uxgunum.Eve gıdınce yazmaya çalısacagım.

    • Konu açmak gerekirse. Patates kızartması ve kakmaç yedim. Şimdi de bez bebek izleyip uzanıyorum. Dikiş işim var ama hiç yapasım yok. 4n1k okuyordum onunda ss leri iyi çekilmemiş çok bulanık yazıları. Zar zor okuyorum. Bir 4 nöron 1 kız var gülebildiğim. O kibarca küfürde Gökkuşun buluşu🙄 kullanayım dedim. Aslında Sinankuş daha yaratıcı küfürler buluyor😂Efkomda iyi di bu konuda. Geçen gün bana lan deme dediklerinde “naber lan göt” yazacaktım😂 Sonra bro yazdım😏 o da 4n1k kafasıydı😂 işte Gökkuş eski sevgilisini görünce heyecanlanıyor. Yaprakta arkadaşça selam ver diyor. O da gidip kıza “naber lan göt” diyor😂
      Benimde arkadaşlık anlayışım öyle. Yanlarında kendim olamadığım insanlarla samimiyetim belli bir yere kadar oluyor😶

  6. Selam..şey kiz😂😂
    Bende iyiyim Allaha şükür..bugun degisik bi gun yasamadim..aslinda pek degisik bi gun yasamam😂😂neysen kufur etmeseydin iyiyidi hani😉trip atmasan sende..desene bana kaldin😂😂😂bende yanlizim burda Zara yok Asi yok Serpil yok Eylul zaten hep yok😆tek olan sey kontorum😎onuda bos yere harciyorum ..sevdiklerimle konusamiyorum😇herneyse sikici bi gün😩

    • Küfür edeceğim maalesef😑 öyle sana kaldım😶
      Bence de sıkıcı bir gün😶 trip deyince basit oluyor ya. Trip değil bu başka bir şey😏 insan sinirle gerçek düşüncelerini söyler. Yüzsüz yüzsüz devam edemeyeceğim hiç bir şey yokmuş gibi😶
      Valla acıların çocuğuyum lan😶 Jüpitere yerleşeceğim ben ya😶 Cinsel istismarda bulunsunlar bu dünyaya😐

      • Hakarete acigim bende ederim hic kacinmadan ama kufur edemiyorum hoşlanmiyorum pekte etmem herneysen…Asi geldi benden kurtuldun..tripin yada uzgunlugun adini koyamadigin herneyse asiye gibi hissediyorum ama yapma ikinizde uzulmeyin uzgun dakkalr gecirmeyin hayat kirgin kalmak icin cok kisa her an hersey olabilir..karsindaki taa yuzune seni sevmiyorum artik diyene kadar kirgin kizgin kalmayin ..ya oturup sorunu cozun ki boyle soguk olmayin..acilarin cocugu olma len 😍cinsel istismara kismini anlamadim😐😟😩neysen ee arzu dugun hazirliklari nasi gidiyo? Enistemiz nasilmiş yani gun gectikce dahada iyi taniyorusya insanlari..

        • Tavsiyen için sağol ama hiç gerek yoktu😶 Asiyle konuştum zaten😶 eskilerden bilirsin belki hatırlıyorsan hiç hoşlanmıyorum böyle şeylere karışılmasından. Gerçekten sinirleniyorum😶
          Kibarca küfretmiştim sonda😏
          Ben küfür ederim yani işte yazarım valla. İsteyen istediği gibi yargılasın😶 ama kişilere küfretmiyorum ben hiç😶
          Neysen hiç Aykıl. Yolunda işte herşey. Çeyiz o bu yavaştan başlandı. Daha hız kazanmadı. Vakit var ya daha😶 enişte iyi güzel😂 ne anlatmamı bekliyorsun? Nasıl bir cevap bekleyerek sordun bunu🙄
          “Yaratabilenlerin nesneye, hayal edebilenlerin paraya, düşünebilenlerin cevaba ihtiyacı yoktur. Soru sorabilenler cevabı kendileri bulur”
          Bu arada sup ney? Bildiğimiz çorbanın rusçası olan Суп mu?

          • Anladim..karismak icin soylememistim ama neyse..ne bileyim eniste nasil diye sorarken soru sormak icin sormusta olabilirim konu olsun diye ..sup ta bildigimiz sup iste 3 dk da pişen

  7. Selam tek başina takilan kiz😂😂😂
    Nasilsin bugün😊
    Gercektende benim dugunume geleceksin dimi bk sözun soz olsun tamammi? Iki gunlugune yatiliya gel ..benimde ailem pek sekerdir..annem cok sekerdir ..ablam desen cana yakindir maysayla govher bize geldiklerinde benim yanimdan cok onun yaninda otururlar..yengem vardir kalbimin sultani bir birimize bazen kizip laf soksakta hep birbirimizi korurus..biraz soguk suratsiz gibi gorunsede cok temiz kalbi vardir..o sesini dinledigin kiz cocugu varya o seni iki gun gorsun iki asir unutmaz seni haddinden fazla zeki cocuktur😎

    • Selam… şey kız😶 karşılık vermek isterdim de nöron savaşları var😑 bulamadım bişey.
      Bugün nasılım🙄 bok gibiden hallice😏
      Aq ya büyük yokluktayım😑 kimse yok😶olanlara da tripliyim falan😑 Bahar dün galiba ya gün kavramımı yitirdim. Sen bu hallere düşecek insanmıydın dedi 😶 ben bu hallere düşecek insan mıyım😢 ben ki aynı anda 10 kişiyle falan uzun uzun farklı farklı konular konuşabilen insanım😑 neyse ya😏
      Bilmiyorum gelirim herhalde ama tek başıma zor gibi ya😑 sen seneye kadar buradan bir arkadaş edin😑 onunla beraber gelirim😑 zeki çocukları severim. Kendi çocukluğumu hatırlatıyorlar😎 depresyonda bile ego tatmini😂
      Sen nasılsın?

  8. “Doğru mu yalnış mı?”
    I+XI=X
    (Bir artı onbir eşittir on mu?)
    -“Yalnış”
    ” Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?”
    -“Hayır denklemin kesinlikle yalnış”
    Profesör nazikce genç kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti. Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.
    X=IX+I
    (On eşittir dokuz artı bir)

    Dan Brown-Başlangıç (sayfa 510)

  9. Bu konuda hazırladığı raporu Uluslararası Gökbilimcileri Kurultayı’na sunmuş. Ama başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte.
    Bereket versin, Asteroid B-612’nin onurunu kurtarmak için dediği dedik bir Türk önderi tutmuş, bir yasa koymuş. Herkes bundan böyle Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak. 1920 yılında aynı gökbilimci bu kez çok şık giysiler içinde Kurultay’a gelmiş. Tabii bütün üyeler görüşüne katılmışlar.

    Küçük Prens

  10. O zaman sen de kendini yargılarsın. En gücü de budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan çok daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.

    Küçük Prens

  11. Herkesten verebileceği kadarını istemeliyiz. Otorite her şeyden önce sağduyuya dayanmalıdır.

    Küçük Prens

  12. Kelebeklerle dostluk kurmak istediğime gore iki üç tırtılın kahrını çekeceğim elbet.

    Küçük Prens

  13. Bir gezegen görmüştüm, kırmızı suratlı biri yaşıyordu orada. Bir kerecik olsun çiçek koklamamış, hiç yıldız görmemiş, hiç kimseyi sevmemiş. Sayıları toplamaktan başka bir şey yapmamış hayatında . Yine de bütün gün senin gibi “Önemli bir adamım ben! Ciddi bir adamım!” der dururdu. Gururundan yanına varılmazdı. Ama adam değil mantarın tekiydi.

    Küçük Prens

  14. Arkadaşım koyununu alıp gideli altı yıl oluyor. Onu anlatmaya çalışmam unutmak istemeyişimdendir. Insanin arkadaşını unutması ne acı. Kaldı ki arkadaşı olan kaç kişi var içimizde? Bir gün ony unutursam gözleri sayılardan başka şey görmeyen büyüklere dönerim.

    Küçük Prens

  15. Deseniz ki, “Kırmızı kiremitli güzel bir ev gördüm. Pencerelerinde saksılar, çatısında kumrular vardı.” Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama, “Yüz bin liralik bir ev gördüm,” deyin, bakın nasıl “Aman ne güzel ev!” diye haykıracaklardır.

    Küçük Prens

  16. Büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklama yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu.

    Küçük Prens

  17. Ben neyi istedimse, o beni istemedi. Ya da ne bileyim; belki ben istemeyi bilmiyorum. Belki de Yaradan istediklerimden daha iyisini vermek için isteklerimi erteliyordu…

  18. “Sizin Dünya’da insanlar,” dedi Küçük Prens, “bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar.”
    “Bulamıyorlar,” dedim
    “Oysa aradıkları tek bir gülde, bir damla suda bulunabilir.”
    “Doğru,” dedim
    Küçük Prens ekledi:
    “Ama gözler kördür. Insan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir…”

  19. “Bir yürek üşümüş
    Kapamış kapılarını
    Onarmak zordur…”
    Özdemir Asaf

  20. Kalabalık sayfalarda figüran olacağıma, burada tek başıma başröl olmak için buraya taşınıyorum tek başıma.
    Günaydın canım kendim. Nasılsın? Iyiyimdir inşallah

Comments are closed.